Gecenin sessizliğini bölen bir telefon sesiyle uyanmış, kendime gelemeden telefonu açmıştım. Telefondaki komşumuz, Ahmet Bey’di “Haydi! Komşu haydi! Vakit geldi, çabuk ol” diyordu. Çok şaşırmış ve ‘neyin vakti geldi’ diye birkaç saniye düşünmüştüm. Hemen aklıma Ahmet Bey’in eşinin hamile olduğu ve benim arabam olduğu için “Komşuluk hakkıdır! Ne zaman gerekirse, ben ve arabam hazır.” dediğim aklıma gelmişti. Fakat daha bir ay kadar vakit olduğunu eşim söylemişti. “Tamam, tamam hemen aşağıya iniyorum” diyebilmiştim.

Hemen toparlandım ve ne bulduysam çarçabuk giyinip aşağıya indim. Onlarda inmişlerdi. Arabaya binip uçarcasına hastaneye vardık. Eşi doğumhaneye götürülürken Ahmet Bey, hem heyecanlı hem de endişeliydi. Beraber bekledik doğumhanenin kapısında, dua ederek.

Bir müddet sonra doğumhaneden çıkan doktoru gördük ve hemen yanına gittik. Bizi odasına alan doktor “Bebeğin prematüre olduğunu ve bir müddet müşahede altında kalacağını söyledi.”

Benim ve Ahmet Bey’in yüz ifadelerinden “prematüre”nin bir hastalık olarak anlaşıldığını düşünen doktor:

“O kadar çok korkulacak bir durum yok!” diyerek bize açıklama yapmaya başladı. “36 haftadan önce doğan bebekleri tıp dilinde ‘prematüre bebek’ olarak adlandırırız. Doğumların yaklaşık %8’i erken doğum ile neticelenir. Erken doğumun birçok sebebi vardır. Eşiniz sigara kullanıyor mu? Diye sordu.

Ahmet Bey: “Hayır” diye cevap verdi. Doktor Bey:

“Erken doğum daha çok sigara gibi zararlı madde kullanan, ağır işlerde çalışan ve iyi beslenemeyen annelerde gözükse de fizyolojik başka sebepleri de vardır. Erken doğumla dünyaya gelen bebekler genelde çok zayıf ve vücut ısıları dengesiz olduğundan koruyucu bir mekân olan kuvöze alınırlar. Kiloları ve vücut ısıları dengeye gelinceye kadar burada bakılırlar. Kuvözlerde bebeklerin ısı takibi çok önemlidir, vücut ısıları belli bir sıcaklığın altına düşerse hayati tehlike meydana gelebilir.” diye sürdürdü konuşmasını.

Ahmet Bey’in morali bozulmuş, kafası karışmıştı. Kuvözlerde; yalnız başına, anne şefkatinden mahrum ve aletlere bağlı olan bebekler aklına gelmiş olmalıydı. “Başka bir yol yok mu?” diyebildi. Doktor Bey “aslında var” diyerek sözlerine devam etti.

“Son zamanlarda kuvözlerin yerini tutacak daha etkili bir metot bulundu. Bebeğin durumuna göre onu uygulayabiliriz.” dedi. Biz heyecanla daha dikkatli dinlemeye başladık. Doktor Bey anlatmaya devam etti: “Kanguru Annelik (1) (Kangaroo Mother Care) adı verilen bu metot şu şekilde işlemektedir. Erken doğan bebek ilk önce kısa bir süre kuvöze alınarak sağlık durumu gözden geçiriliyor. Daha sonra vücut ısılarının dengeye gelmesi için anneye veriliyor. Anne, bebeğin göğsü kendi göğünün ortasına gelecek şekilde yatırıyor ve vücuduna sarıyor. Bu uygulamada anne ile bebeğin tenleri direk temas halindedir. Böylece bebekler, kanguru kesesine benzeyen bu sıcak ortamda hem vücut ısıları dengede tutuluyor hem de yegâne gıdaları olan anne sütüne istedikleri zaman çabucak ulaşabiliyor.”

İlk kez duyduğum bu yöntemin faydalarını merak ettim ve ‘kuvözden farkının ne olduğunu, ne tür avantajları olduğunu’ sordum. Doktor bey de şu şekilde cevap vererek konuşmasını sürdürdü:

“Yapılan araştırmalar ‘kanguru annelik’ yönteminin kuvözden çok daha başarılı ve güvenli olduğunu ispatlamıştır. Bu yöntem aynı zamanda anne ile bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirdiği için bebeğin gelişimine müspet olarak katkıda bulunmaktadır. Kanguru annelik yönteminin başka faydaları da vardır; bu yöntemle annenin sıcaklığı bebeği rahatlamakta, bebeğin kalp ve solunum ritmi dengelenmektedir. Böylece hastanelerdeki kuvöz ihtiyacı ve hastaların hastanede kalma süresi de azalmaktadır.”

Doktor Bey meseleyi o kadar güzel açıklamıştı ki; adeta ağzımız açık dinledik. Daha sonra bizim gidebileceğimizi, bir müddet bebeği kontrol altında tutacaklarını ve bir-iki gün içinde bu yöntemi uygulayıp uygulamayacaklarına karar verebileceklerini söyledi.

Eve döndükten sonra ilgimi çeken ‘kanguru annelik’ yöntemini araştırmaya başladım.  Okuduğum makalede: Termo-regulasyon (ısı ayarlama) merkezinden bahsediyordu. “Ekvatorda yaşayan insanların da, kutuplardakilerin de vücut ısıları 36-37 0C arasında sabit tutulmaktadır. Beynimizde, hipotalamusta bulunan, ısı ayarlama merkezine vücut ısımızı dengeleme görevi verilmiş. Çok küçük bir yer tutan merkez, bir termostat gibi çalışıyor. Yani vücut ısımız arttığı zaman düşürme azaldığı zaman da artırma yönünde sistemi harekete geçiriyor. Hipotalamusun ön ve orta kısmında olmak üzere iki bölümden oluşan merkezden; ön kısımdaki vücut ısımızı düşürücü, orta kısımdaki ise artırıcı mekanizmanın başlatılmasını kontrol etmeyle vazifelendirilmiştir. Merkezi harekete geçiren ise derimizde bulunan ısı reseptörleridir.                                                                                                     

    Soğuk reseptörleri (Krause cisimcikleri), sıcak reseptörleri (Ruffini cisimcikleri) olmak üzere iki farklı ısı reseptörü vardır. Ayak ucumuzdaki küçük bir ısı değişikliği bile anında sinirler yoluyla merkeze iletilmekte ve sistem harekete geçmektedir. Vücut ısısının düşürülmesi için terleme mekanizması harekete geçer. Bunun için ilk aşama vücut içindeki ısının deriye taşınmasıdır. Vücudun iç ısısını deriye taşıyan en önemli işlem, kan damarlarının genişlemesidir. Böylece deriye ısı iletimi artırılır. Vücut ısısının artırılması için ise damarların daralması ve titreme gibi hadiseler başlatılarak ısı dengesi düzenlenir… ”

Vücudumuzdaki bu harikulade sistem gibi kâinatta var olan bütün kanunları, bir yaratıcısız düşünmekte pek akılsızcadır. Tabi ki kanunlar insanoğlu için konmuş ve geçerlidir. Yaratıcı dilerse, tabiatta cari olan kanunlara uymayan hadiseler de yaratabilir. Somon balıklarının akıntının tersine hatta bazen küçük şelalelerden de geçerek göç etmeleri ve atomun çekirdeğindeki protonların pozitif yüklü olmasına rağmen bir arada durabilmesi bu meseleye misal olabilir. Yanıcı bir madde olan hidrojenle yakıcı bir madde olan oksijenden söndürücü hususiyeti olan suyu yaratan da O’dur.

Kanguru annelik hadisesi de yaratıcının merhametinin bir yansımasıdır. Bebeğin vücut ısısı daha sıcak olan anneden dolayı artmakta fakat bu anneye zarar vermemektedir. Annenin vücut ısısı dengelenmeseydi, daima ısı kaybedecek ve ısı düzeni bozulacaktı. Bir kez daha anlıyoruz ki; yaratıcımız tasavvurlarımızın ötesinde sonsuz ilim ve hikmet sahibidir.

Bu arada bebeğimiz hastanede bir-iki haftada toparlanmış ve eve getirilmişti. Ahmet Bey, benim adımı koymuş.

Dünyaya gelişinle ne de çok şey öğrenmemize vesile olmuştun.Hoş geldin! Numan bebek.

KAYNAK:

P. Kavitha, R. Aroun Prasath, P. Krishnaraj, ‘A Study To Assess The Knowledge On Kangaroo Mother Care Among Post Natal Mothers’, Journal of Science, Vol 2,  Issue 1, 2012

http://www.jhsph.edu/research/centers-and-institutes/international-center-for-maternal-and-newborn-health/stories/

  1. http://www.kangaroomothercare.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here